ESERLERİNDEKİ SAKLANMIŞ KİŞİ” PEYAMİ SAFA “

ESERLERİNDEKİ SAKLANMIŞ KİŞİ "PEYAMİ SAFA"

Babadan oğula geçen bir yazarlık yeteneği… Sevgisini ve minnetini göstermek için mahlasında annesinin ismini kullanan bir yazar. Hastalıklarla geçmiş bir ömür… Sivri bir kalem… Psikolojik romanlar… Entelektüel bir kişilik… Derinlemesine tahliller sunmayı başarmış nadide yazarlardan olan ve edebiyat dünyasında ”Safa’nın yetimi” olarak da bilinen: Peyami Safa...

“ İyiler Kaybetmez, Kaybedilir.”

Peyami Safa, 2 Nisan 1889 tarihinde Gedikpaşa’da doğdu. Babası İsmail Safa, Muallim Naci tarafından “anadan doğma şair” olarak anılan Servet-i Fünun dönemi şairlerindendir. Annesi ise mahlasının sebebi olan Server Bedia Hanım’dır. Peyami Safa’nın ismini şair Tevfik Fikret koymuştur.
Babasını erken yaşta kaybetmesiyle başlayan geçim sıkıntısı ve 9 yaşında yakalandığı kemik veremi nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Fakat öğrenme isteğini hiç kaybetmedi.
Babasının yakın arkadaşlarından olan Abdullah Cevdet’in hediye ettiği Petit Larousse’u ezberleyerek Fransızca’sını geliştirdi. Tıp, psikoloji ve felsefe kitaplarına da bu yıllarda ilgi duymaya başladı.
13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezareti’nde memur olarak çalıştı. 1914-1918 arasında öğretmenlik, 1918-1916 arasında gazetecilik yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı.

Geçim sıkıntısını hafifletmek için annesi Server Bedia’nın adından esinlenerek yarattığı “Server Bedii” takma adını eserlerinde kullandı. Aşk ve polisiye romanları yayımladı. Cingöz Recai tiplemesini yarattı ve oldukça ilgi gördü.

”Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.”

İlk romanı olan Sözde Kızlar’ı 23 yaşında yayımladı ve kamuoyunda daha da tanınmaya başlandı.
Sözde Kızlar Peyami Safa’nın ilerleyen süreçte sıklıkla değindiği ve eserlerinde en çok kullandığı Doğu-Batı konusunun ilk izlenimlerini içermektedir.

1938 yılında Nebahat Hanım’la evlendiler. Fakat evlendikten kısa bir süre sonra Nebahat Hanım’ın bedensel ve sinirsel hastalıkları ortaya çıktı. Bu hastalıklar zaman içerisinde ilerledi. Nebahat Hanım’ı yürüyemez hale getirdi.
Nebahat Hanımla evliliklerinden oğlu İsmail Merve oldu.1957 yılında oğlu Merve teşhisi tam olarak konulamayan bir karaciğer hastalığına yakalandı. 1961 yılında yedek subay olarak askerliğini yaparken vefat etti. Bu ayrılık hayatı boyunca hastalıklarla mücadele eden Peyami Safa’yı çok yıprattı. Oğlunun yokluğuna sadece 4 ay dayanabildi ve 15 Haziran 1961 yılında hayata gözlerini yumdu.

”Vazgeçilmez sanma kendini. Toprağın altı, kendini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.”

Peyami Safa’nın küçük yaşlarda vereme yakalanması onu tıp konusunda araştırma yapmaya itti. Öğrendiği Fransızca’nın da tıbbi bilgisinde etkisi oldu. Onun bu konudaki bilginliği sağlık camiasından kişilerinde dikkatini çekti. Hatta dost olduğu bazı doktorların kendisinden mecazi olarak meslektaş olarak bahsettiği söylenmektedir.

Peyami Safa tıpa olan ilgisi, edebiyat yeteneği ve yaşadıklarını birleştirerek kitaplarının çoğunda hastalıklardan bahsetmiştir. Bunun en iyi örneği otobiyografik olarak değerlendirilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur.Peyami Safa bu kitapta küçükken geçirdiği kemik veremini, yaşadığı acıları karakter üzerinden anlatmıştır.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Cumbadan Rumbaya, Bir Akşamdı eserlerinde hastalıkları ele almıştır ve hastalıklar hakkında bilgi vermiştir.

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu romanında Safa, eserlerinde telaffuz ettiği hastalıkların büyük bir kısmını Ferit karakteri ile okuyucuya aktarır. Bazı romanlarında bir hastalığın bütün yönlerini ele alırken bazılarında ise sadece tek bir türe yer verir. Tıbbi terimlerinin en fazla yer aldığı eseri ise Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur.

”Fikir sahibi olmaya mal sahibi olmaktan fazla ihtiyaç duyacağımız gün gerçek zenginliğin sırrını bulacağız.”

Peyami Safa çoğu eserinde Doğu-Batı konusunu ele almıştır. Toplumu,görüşleri karakterler üzerinden anlatmıştır.
Fatih-Harbiye eseri buna bir örnektir. Eserde Fatih semtinde yaşayan Şinasi doğuyu,Şişli-Harbiye ise Macit’le batıyı temsil etmektedir. Doğu ile batı arasında kalan Neriman üzerinden kendi görüşlerine yer vermiştir.

Peyami Safa’nın eserleri her kuşakta sevilmiştir. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih-Harbiye, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından oluşturulan 100 temel eser listesinde yer almaktadır. Çoğu eseri sinema,tiyatro ve televizyona uyarlanmıştır.

62 yıllık ömründe ölümsüz eserler bırakan Peyami Safa’yı saygı ve özlemle anıyoruz.

“Kaderinin şoförü sensin. Emin ol. Onu dram istikametinde sürme. Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.”

KAYNAKÇA:

Peyami Safa (Toker Yayınları bas.). İstanbul. 1984.
“Peyami Safa Diyor ki”, Her Ay, nr. 1, 1937.
^ Tekin, Mehmet (1990). Peyami Safa’nın Roman Sanatı. Konya: Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü. I
Kurt, Barış Can (2015). “Peyami Safa Romanlarında Hastalık” (PDF). Trakya Üniversitesi. 16 Şubat 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF).
Biz İnsanlar, Ötüken Neşriyat, istanbul 1999. s, 7, 21
https://web.archive.org/web/20170213163902/http://turkoloji.cu.edu.tr/pdf/mahfuz_zaric_peyami_safa_edebiyat_anlayisi.pdf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir