AKADEMİK ENFLASYON

Akademik Enflasyon

Özellikle ekonomi literatüründe ve günlük hayatta sık sık duyduğumuz enflasyon kelimesi akademik alanda da etkisini göstermektedir. Peki nedir “akademik enflasyon”?
Üniversite mezunu ve hatta yüksek lisans ve doktora yapan bireylerin sayısı her geçen gün artmaktadır. İş arayanlar arasında da bu bireylerin oranının artmasıyla birlikte işverenlerin başvurulardaki koşulları daha yukarı çektiği ve kriterleri arttırdığı görülüyor. Ancak kriterlerin artması iş koşullarının iyileşmesini ve ücretlerin artmasını sağlamıyor maalesef. Örneğin aynı pozisyon için açılan bir ilanda önceki yıllarda lise mezunu olma kriteri yeterli olurken şimdilerde adayın üniversite mezunu olması bekleniyor. Üstelik yapılan iş yıllar içerisinde çok değişmemiş ve verilen ücretin artmamış olmasına rağmen. Yeterli istihdamın olmadığı halde iş arayan üniversite mezunlarının oranının artmasıyla ortaya çıkan bu durum akademik enflasyon olarak tabir edilir.

Doç. Dr. Altuğ Yalçıntaş ve Büşra Akkaya’nın (2019) yürüttükleri çalışmada akademik enflasyonu bir ölçüde ekonomik enflasyona benzetmektedir. Ülke ekonomisinde kayda değer büyüme görülmemesine rağmen para arzının artmasıyla oluşan parasal değer kaybı gibi akademik camia da gelişmiyorken artan üniversite mezunu sayısı ile diplomaların değeri düşmektedir. Bu duruma neden olarak görülebilecek etkenlerin başında, artan üniversite sayısı ve kontenjanlar gelmektedir Burada asıl dikkat çekilmek istenilen nokta niteliksel veya bir başka değişle kalite bakımından bir artış değil yalnızca niceliksel olarak yapılan artıştır. Ülkenin ve akademik
piyasanın ihtiyacı doğrultusunda yapılan yeni üniversite ve bölümler ile artan kontenjanlar hem ülkenin gelişmesine hem de akademik camianın büyümesine katkı sağlayacaktır.

Özel sektörde olduğu gibi üniversitelerde de yer edinebilmek ve ilerleyebilmek adına gerekli kriterler artmakta ve sürekli ileriye gitmektedir. Bir noktada eleme adına doğru bir yaklaşım olarak görülebilir. Ancak bu kriterlerin artmasına paralel olarak çalışma koşullarının ve ücretlendirme sisteminin de benzer oranlarda iyileştirilmesi gerekmektedir. Akademik personeller ve öğrenciler ek gelir veya müfredat dışı faaliyetlere muhtaç olmamalıdırlar. Çünkü ek gelir için zamanını ve enerjisini bölen akademik personelin üniversitedeki
performansı düşebilir ve öğrenci de dışarıdan takviyeye muhtaç kalabilir. Psikoloji bölümü buna bir örnek olarak gösterilebilir.4 yıllık lisans eğitimi içerisinde çeşitli envanter uygulama eğitimleri gibi farklı eğitimler verilerek bireylerin mezuniyet sonrası hem zaman hem para kayıplarının önüne geçilmiş olunur. Bu durumların bahsedilen şekillerde önüne geçilerek eğitim kalitesi artacak ve diplomalar daha anlamlı hale gelecektir. Böylece diploma sahibi bireyler daha az ücrete ve daha zor koşullara razı olmak zorunda kalmayacaktır. Ayrıca bireyler kendilerini daha yeterli hissederek ve işlerine de bu yetkinliği ve tatmini yansıtarak çalıştıkları kurumun da gelişmesini ve ilerlemesini sağlayacaklardır.

Yararlanılan kaynak:

Yalcintas, Altug & Akkaya, Büşra. (2019). Türkiye’de Akademik Enflasyon: “Her İle Bir
Üniversite Politikası” Sonrasında Türk Yükseköğrenim Sistemi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir