MİLGRAM İTAAT DENEYİ

MİLGRAM İTAAT DENEYİ

İnsanlık dışı ve ahlak dışı olan emirlere neden boyun eğiyoruz?

Günlük hayatımızın pek çok yerinde iyi veya kötü amaçlı otoriteye boyun eğmek zorunda kalabiliyoruz. Peki hayatımızda karşımıza çıkan ahlaki ikilemlerde nasıl seçim yapıyoruz?

Mesela bir şirkette satış danışmanı olduğunuzu düşünün. Eğer patronunuz sizi müşterilerinizi kandırmanız için teşvik ediyor olsaydı bunu yapar mıydınız? Başka bir örnek olarak, bir parti üyesi olduğunuzu düşünün. Oy verirken partinizin çizgisini mi yoksa kendi vicdanınızı mı takip ederdiniz? Hangi psikolojiyle insanlar koşulsuz itaatte bulunuyorlar? Peki Otoriteye ne zaman uyulmalı?  Milgram’ın itaat deneyi bu sorulara cevap aramıştır.

 Deneyi gerçekleştiren Yale üniversitesi psikologlarından Stanley Milgram, Nazi subayı Adolf Eichmann’ın Biz yalnızca emirlere uyduk sözlerinden ilham almıştır. Milgram’ın deneyinin ilham kaynağı olan Eichmann’ın yargılanmasından da bu bağlamda bahsetmek gerekiyor. II. Dünya Savaşı’nın ardından Eichmann, Mossad ajanlarınca yakalanır ve yargılanmak üzere İsrail’e getirilir. Eichmann, savaşta yalnızca amirlere itaat ettiğini, kötülüğe alet edildiğini ve asıl sorumlunun kendisi olmadığını söyleyerek af diler. Af dileği kabul görmeyen Eichmann idam edilir.

 Milgram’ın aklına takılan soru şudur:

 “Nazi Almanyası’nda yaşanan soykırıma aktif olarak katılan binlerce kişi yaptıkları korkunç şeyin ne kadar bilincindeydi? Bu kötülükleri bilerek, isteyerek ve farkında olarak mı yapmışlardı, yoksa toplu bir ahlaki değişim ile kendi değer yargılarını görmezden gelerek otoritenin isteği doğrultusunda sadece emirleri mi uygulamışlardı? ”

Bu hipotezini test etmek isteyen Milgram, psikoloji tarihine geçecek meşhur Milgram Deneyi’ni düzenler. Milgram’ın itaat deneyi en tartışmalı araştırmalardan biridir, çünkü gerçek dünya olguları ile ilgili önemli sonuçları ve önemli etik konuları içermektedir.

DENEYİN AMACI

Bu deneydeki amaç, katılımcıların kişisel inanç veya ahlak değerleriyle örtüşmeyen talimatlara biat etmekte ne kadar istekli olduklarını araştırmaktır. Bir diğer deyişle Milgram’ın deneyi; kişilerin şahsi görüş, düşünce ve vicdanlarına rağmen otoritenin emirlerini yerine getirmeye olan yatkınlıklarını analiz etmek amacıyla yapılmıştır. 

Deneyin odak noktası, deneklerin araştırmacının emirleriyle birlikte ne kadar elektrik şoku vermeye razı olduklarıdır. Katılımcılara, cezanın öğrenme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bir deneyde bulundukları söylendi. Nasıl doğru bir şey yapıldığında ödüllendirilerek, doğru şey pekiştiriliyor ise, yanlış bir şey yapıldığında da cezalandırılarak, yanlış pekiştirilecektir. Deneydeki olumsuz pekiştirici, elektrik şokudur. Yani sözde araştırılan soru şuydu: İnsanlar yaptıkları hatalar karşılığında cezalandırıldığı zaman daha mı iyi öğrenme sağlanırdı?

Katılımcılar

 

Yale’deki çalışma için denekler gazete ilanları ve posta yoluyla bulundu. Katılımcılar 20 ve 50 yaşları arasında, ilkokul terklerden doktora mezunlarına kadar her türlü öğretim geçmişine sahip erkeklerden oluşuyordu. Deneklerin meslekleri de geniş bir yelpaze oluşturmuştu: Posta memurları, lise öğretmenleri, satış elemanları, mühendisler ve işçiler tipik deneklerdir. Deney üniversitenin Linsly-Chittenden binasının bodrumundaki iki odada gerçekleştirildi Katılımcılara, deneylere katılmaları karşılığında 4,50 $ ödenmiştir. Deneklere, bu ödemenin onların laboratuvara gelmelerinin karşılığı olduğu, oraya varmalarından sonra ne olacağının önemli olmadığı ve bu paranın her koşulda onlara ait olduğu söylenmiştir. Yani laboratuvara gelip deneyi duyunca katılmak istemeseler bile, ücreti alacaklardır.

milgram deneyi

Deneydeki Roller

Deney içerisinde üç kişi bulunmaktadır: Denek (T), işbirlikçi (L) ve araştırmacı (E).  Araştırmacı, otoriteyi temsil etmektedir ve emirleri veren taraftır. Araştırmacı rolü, kendisini Jack Williams olarak tanıtan 31 yaşındaki lise biyoloji öğretmeni tarafından oynanmıştır. Gri laboratuvar önlüklü, saçları kısa kesilmiş, resmi görünüşlü araştırmacı, duygusuz ve katı bir tutum içindedir. Deney bağlamında otorite sahibi bilim adamına yönelik, insanların geçmişten günümüze bilim adamlarına ilişkin yorumları devreye girer ve bu bağlamda daha güvenilir bir otorite olarak değerlendirilirler.

Denek, öğretmeni temsil etmektedir ve otoriteden gelen emirleri uygulayan kişi konumundadır. İşbirlikçi ise öğrenci rolündedir ve öğretmenden gelen uyarılara maruz kalan taraftır. Burada, “işbirlikçi” denmektedir, çünkü esasında öğrenci konumunda olacak kişi, deneyi düzenleyen araştırmacı tarafından önceden bilgilendirilmiştir ve deneyin tüm sırrını biliyordur. Ancak bunu denek bilmez. Deneklere, kura ile öğretmen ve öğrencinin belirleneceği söylenir. Kura ayarlanmıştır ve öğrenci olarak önceden ayarlanmış olan kişi seçilir yani bu şahıs, araştırmacıyla işbirliği halinde olan kişidir. Deneyin gerçek denekleri ise ilanla bulunan kişilerdir ve bu kişiler önceden hazırlanmış bir düzenekle kurada her zaman öğretmen çıkar. Deney, Milgram tarafından sanki bir tiyatro oyunuymuş gibi, her detayı düşünülerek hazırlanmıştır. Deneyde kurgunun bir parçası olmayan tek kişi denektir(öğretmen).

Otorite mi Vicdan mı?

Deney başlar…

Deneyde “öğretmen” ve “öğrenci” birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu. Deneyin farklı versiyonlarından birinde, işbirlikçi deneğin, gerçek deneğe bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylemesi gibi ek bir özellik taşıyordu.

Deneyde Öğretmen, öğrenciye sorular soracak, öğrenci soruları bilemediğinde gittikçe artan elektrik akımı ile öğrenciyi cezalandıracaktır. Deneyde önce öğretmene 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak öğrenciye uygulayacağını sandığı şokun neye benzediği hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. Sonrasında, kendisine birkaç çift kelime verilmiş ve öğrenciye bu kelimeleri öğretmesi istenmişti. Öncelikle, elindeki listedeki sözcükleri aktöre, yani öğrenciye okuması gerekir. Sonrasında, bir kelime ve o kelimeyle eşleşebilecek 4 şık okur. Eğer ki öğrenci, hatalı şıkkı seçerse, öğretmenin kendi eliyle elektrik şoku vermesi gerekmektedir. Her bir hatalı cevaptan sonra elektrik şokunun şiddeti 15 volttan başlayarak, her seferinde 15 volt arttırılacaktır. Eğer ki öğrenci doğru cevap verirse, öğretmen bir sonraki soruya geçecektir.

Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyorlardı. Gerçekte ise şok uygulanmıyordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihazdan da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesi çalınıyordu. Deneyle ilgili bir ayrıntıyı burada belirtmek anlamlı olacaktır; öğrenciye verilen şokla paralel olarak kayda alınmış tepkiler yayınlanmaktadır. Böylece bütün denekler standart tepkileri duymaktadırlar. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra aktör (işbirlikçi), kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Birkaç defa yumrukladıktan ve kalp rahatsızlığını hatırlattıktan sonra ise artık sorulara cevap vermemeye ve şikâyette bulunmamaya başlıyordu. Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediklerini ifade ediyordu. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorgulamaya başlıyordu. Bunların çoğu sonuçlardan sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence aldıktan sonra devam ediyordu. Birkaç denek, öğrenciden gelen acı dolu çığlıkları duyduklarında sinirli biçimde gülmeye başlıyor veya stres içinde olduklarını gösteren başka davranışlarda bulunuyordu.

Denek konumunda olan öğretmen, eğer ki bunlara dayanamayarak deneyi durdurmak isterse, ona her talebinden sonra araştırmacı tarafından kendisine şu cümleler söylenir:

  • Lütfen devam edin.
  • Deney gereği devam etmeniz 
  • Devam etmeniz gerçekten çok önemlidir. 
  • Başka seçeneğiniz bulunmuyor, devam etmek zorundasınız.

Denek bu dört uyarıdan sonra bile yine de durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Diğer bir durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

Deneyin Sonuçları

Milgram, deney gerçekleştirilmeden önce 40 adet psikiyatrdan bu deneydeki katılımcıların performanslarını tahmin etmelerini istediğinde, çoğunun 150 voltun üstüne çıkmayacağı düşünülmüştü (deneyin bir betimlemesine dayanılarak). Profesyonel fikirlerine göre, katılımcıların yüzde 4’ünden azı 300 voltta itaat gösteriyor olacak, sadece yüze 0,1 civarı ise 450 volta kadar çıkacaktı. Psikiyatrlar sadece bazı yönlerden anormal olan kişilerin, başkalarına acı vermekten hoşlanan sadistlerin, kör bir şekilde maksimum şok miktarına çıkacak şekilde emirlere itaat edeceklerini varsaymışlardı. Varılan sonuç bu uzmanların ne kadar yanılmış olduklarını göstermekle birlikte son derece önemli ve rahatsız ediciydi: Katılımcıların çoğu otoriteye tam olarak itaat etmişti. Hiçbir katılımcı 300 volt altında durmamıştı. Katılımcıların %65’inin (40 ön denekten 26’sının) deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu, her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da uyguladıkları görüldü.

Deneyin çeşitlemeleri daha sonra Milgram’ın kendisi tarafından ve dünya genelinde farklı psikologlarca gerçekleştirildi; sonuçlar birbirine yakındı.

Milgram 1974 tarihli The Perlis of Obedience adlı makalesinde deneyle ilgili sonuçları şu şekilde özetler:

“İtaatin hukuksal ve felsefi açılardan çok büyük önemi bulunmaktadır, ancak bunlar çoğu insanın somut durumlarda nasıl davrandığı konusunda fazla bilgi vermez. Yale Üniversitesinde sıradan bir insanın sadece bir deney bilimcisinden aldığı emirle başka bir insana ne kadar acı çektireceğini ölçmek için basit bir deney düzenledim. Katılan deneklerin güçlü vicdani duyguları ile saf otoriteyi çeliştirdim ve kurbanların acı dolu çığlıklarının eşliğinde genellikle otorite kazandı. Yetişkin insanların, bir erk makamının komutası doğrultusunda her şeyi göze almakta gösterdikleri aşırı isteklilik, çalışmamızın acilen açık- lama gerektiren önemli bulgusudur.

Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler. Ek olarak, yaptıkları işin yıkıcı sonuçlarını apaçık görmelerine rağmen, temel ahlaki değerleriyle çelişen bu görevlerde pek az kişinin otoriteyi reddetme potansiyeli olduğu görüldü.”

Milgram, ulaştığı sonuçları açıklayan iki ana kuram geliştirdi.

İlki, Uyum Kuramıdır. Bir birey ve ait olduğu grupla ilgili bir teoridir. Karar verme konusunda, hiçbir deneyimi veya yeteneği olmayan bir denek, kararı gruba ve gruptaki hiyerarşiye bırakır. Grup bir davranışsal model oluşturur.

İkincisi ise Araçlaşma Kuramıdır. Milgram’ın bu tezine göre kişi kendini, davranışının sorumlusu olarak görmemektedir. Değerlendirme ve karar yetkisini otoriteye devreden kişi, kendi ahlak yargılarını değil de otoritenin emirlerini takip eder ve böylece tüm sorumluluk otoriteye aitmiş gibi düşünür. Bu düşüncenin en net olarak gözlemlendiği Nüremberg yargılamalarında, Nazi üst düzey görevlileri laboratuvardaki deneklerle aynı şeyi ifade etmişlerdir: ” Ben bana söyleneni, görevimi yaptım. ”

Milgram deneyi, sıradan insanların otoriteden aldıkları emirler karşısında kendi değer yargılarını bir kenara koyup, otorite emirlerini tereddütsüz uyguladıklarını gösteren çok çarpıcı bir örnektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir