MİKRO DÜNYALAR

MİKRO DÜNYALAR

Virüsler ve bakteriler hep birbirine karıştırılan iki olgudur. İki grubu da ayrı ayrı ele alıp inceleyelim. Çoğu zaman kendinizi iyi hissedersiniz . Peki hasta olduğunuzda? Vücudunuz sizlere bir şeylerin yolunda gitmediğini söyler değil mi? Mikroplar hastalıklara sebebiyet vermektedir. Başımız çok ağrır, ateşimiz bir anda fırlar, vücudumuz titrer veya boğaz ağrısına dayanamayacak konuma geliriz. Buna bakteriler mi neden olur virüsler mi? İşte bu noktada farkı bilmek çok kritik bir hal alıyor.

Bakteriler

Bildiğiniz üzere bakteriler gezegenimizde evrimleşen ilk canlı türüdür ve 3500 milyon yıldan daha uzun süredir dünyada var oldukları bilinmektedir. Bakteriler tek hücreden oluşan ve prokaryot olan bir mikroorganizma alemidir.Bu da demek oluyor ki DNA’yı sitoplazmadan ayıran çekirdek zarı oluşumu mevcut değildir ve zarla çevrili organelleri yoktur. Hücre duvarları peptidoglikan dediğimiz büyük bir makromoleküldür. Bakterilerde bulunan tek organel ise ribozomdur. Bu mikroorganizmalar tek hücrelidir fakat tıpkı insan hücresi gibi kompleks bir yapıya sahiptirler.  Bakteriler genel olarak 0.5 ile 5.0 mikrometre uzunluğundadırlar. Dolayısı ile o kadar küçüktürler ki yaklaşık bin tanesi bir nokta boyutunda yer tutar. Bu canlılar genellikle başka bir canlıya bağımlı olarak yaşamaz ama tabi ki canlıların vücudunu konak olarak kullanan bakterilerde vardır. Bakterilerin çoğu uygun besi ortamı ve çevresel koşullarda  çok hızlı bir şekilde ürerler. Hatta bazı araştırmalara göre bakteriler, sayılarını her 9 dakikada bir ikiye katlayabilirler ve bakterilerin çoğu eşeysiz üreme şekli olan amitoz bölünme ile ürerler.  Ancak ortamda  besi yokluğu ve metabolizma atıkları çoğalmayı durdurur. Bakterilerin  kendilerine özgü şekilleri vardır.Çubuk şeklinde olan bakterileri bacillus, yuvarlak olan bakterileri coccus, spiral olan bakterileri spirullum ve virgül şeklinde olan bakterileri ise vibrio olarak adlandırırız.Bakterilerin şekilleri bakteri türünü tanımada kullanılır. Bakterilerin anotomik yapılarına baktığımızda başka hücrelere tutunmalarını sağlayan çıkıntıları ve  başka canlılarda hareket etmesini sağlayan kuyruk diye de adlandırdığımız bir de kamçıları vardır. Bazı bakteriler pasif hareket ederlerken bazıları ise kamçıları (flagella,kirpik)  sayesinde aktif şekilde hareket  edebilirler.

VÜCUDUMUZDA NE KADAR BAKTERİ VARDIR?

Vücudumuzdaki bakteri sayısı vücut hücrelerimizin sayısından fazladır. Hatta 2.5 cm’lik alanda tam 32 milyon bakteri bulunur. Yani kendimizi yalnız hissettiğimizde içimizde yaşayan trilyonlarca bakteriyi düşünebiliriz değil mi? Ağzımızın içindeki bakteri sayısı dünya nüfusundan çok daha fazladır. Bu devasa sayıya baktığımızda bakterilerin bizim için çok önemli yeri olduğunu muhakkak anlamışsınızdır. Mesela bağırsaklarımızda bulunan bakteriler sindirim ve vitamin emilimi için oldukça önemlidir. K vitaminini üretme görevi onlardan sorulur. Ciddi anlamda gereksinim duyduğumuz petrolde de bakterilerin rolü oldukça yüksektir. Ayrıca yediğimiz yoğurduğun, peynirin ve turşunun bakterilerin ürünü olduğunu unutmayalım. Fakat hastalık yapan bakteri grubu da oldukça yüksektir. Bakterilerin çoğu vücudumuza zehir yayar. Kanımızın da sürekli olarak dokularımıza besin ve oksijen taşımak için dolaştığını biliyoruz. İşte bu durum kanımıza karışmış zehrin vücudumuza yayılmasına sebep olabilir. Hastalık yapan bakterileri patojenler olarak adlandırırız. Patojenlerin çok fazla insanın canını aldığını duymuşsunuzdur. Bakteriyel hastalıklara bakacak olursak, verem, difteri, frengi kolera, lyme hastalığı, şarbon, tetanos, veba gibi hastalıklar bakterilerin meydana getirmiş olduğu hastalıklardır.

BAKTERİLERİ TEDAVİ ETMEK İÇİN HANGİ YÖNTEMLER KULLANILABİLİR?

Bakteriler antibiyotik adı verdiğimiz penisilin grubunun de dahil olduğu ilaçlar ile tedavi edilebilirler. Ancak bakterilerin en önemli özelliği antibiyotik direncidir. Bu adaptasyon sayesinde bakteriler hayatta kalmayı başarırlar ve bu nedenle hastaların ölümüne neden olurlar. Fakat antibiyotik kullanmadan da bakteri tedavisi artık olağan bir hal aldı! Bilim insanları nanoteknoloji ile geliştirdikleri bir yöntem doğrultusunda altın ve ışık kullanarak bakterileri çok kısa bir sürede ortadan kaldıran nano disk geliştirdiler. Yoğun, rastgele nano gözenekli altın diskler, kızılötesi ışın ile ısıtıldığında etrafındaki bakteriler ortadan kalkabiliyor. Bu çalışmaların çoğunda bakterilerin hücre duvarlarına gönderilen ısı hasarı hücre ölümünün birincil nedenidir. İşte bu teknik, antibiyotik direncinde önemli bir rol üstleniyor: Bakterilerde gelişen antibiyotik direncini ortadan kaldırmak! Bu tedavi insanlar üstüne kullanılmıyor fakat bakterileri ortadan kaldırarak insanlara bulaşmasını engellemek en temel amaç.
EK BİLGİ: MİT mühendisleri, bağırsak enfeksiyonu olan kolera teşhisi ve tedavisi için doğal ve tasarlanmış bakterilerin probiyotik bir karışımını elde ettiler.

VİRÜSLER

Bu aralar nasıl da sık duyuyoruz bu virüs kelimesini değil mi? Herkes bir şekilde virüslerden bahsediyor. Peki nedir bu virüsler?

virüsler

Virüsler bakterilerden bile daha küçüktürler ayrıca insan ve bakteri hücresine göre çok daha basit bir yapıya sahiptirler. Virüsler ne kadar basit yapıya sahip ise o kadar dayanıklı ve güçlüdür. Bakteriler ışık mikroskobu ile görülebilirken virüsler ancak ve ancak elektron mikroskobu ile görülebilirler(bazı virüsler hariç).  Virüsler, en küçük bakterinin geçemediği filtreden geçebilirler. Virüslerin sadece iki bileşeni vardır. Protein bir kılıf ve nükleik asit(RNA veya DNA). Unutmayalım ki, bir virüs hem DNA hem RNA’yı aynı anda bulunduramaz. Peki virüsler canlı varlıklar mıdır? Muhakkak çoğu yerde duymuşsunuzdur virüslerin cansız olduklarını. Aslında bilim insanları bu konu da her zaman hem fikir değildirler. Virüslere yaşamak için bir konak canlıya ihtiyaç duyan zorunlu intrasellüler parazitler demek en doğrusu olacaktır. Enerji üretebilmeleri için gerekli olan enzimlere sahip değildirler. Konak hücrenin metabolizmasına ihtiyaç duyarlar. Dolayısı ile tek başlarına çoğalma yetileri yoktur. Fakat genetik malzemelerinin başka dokular ile bütün halde çalışmasını sağlayacak bazı enzimleri de vardır. Virüsler hücresel olmadıkları için bölünemezler ama konak hücrenin metabolizmasını kullanarak kendilerini kopyalarlar. Bir virüsün çoğalması öncelikle virüsün konak hücreye yaklaşması ile başlar. Virüs, hücreye yerleşir ve kendi genetik materyalini konak hücreye aktarır. Konak hücrenin sentez süreçleri kullanılarak  yeni virüsler üretilir. Bir virüs hücreye bulaştığında hücreye basit bir mesaj aktarır. YENİ VİRÜSLER ÜRET! İşte artık hücrenin işi gücü virüs üretmek olacaktır. Sonunda tahmin edeceğiniz üzere hücre patlar ve hasta olmaya başlarız. Peki bütün bunlar olurken vücudumuz sessiz mi kalacak? Tabiki hayır. Beyaz kan hücrelerimiz kanda ve dokularda bol miktarda bulunur ve bunlar antijeni (örn: virüs) yok etmek için programlanmışlardır. Beyaz kan hücreleri (makrofajlar) virüsü içine alır ve yutar yani fagozite eder. Fakat makrofajların da belli bir ömrü vardır. Yeni makrofajları kemik iliği üretir. Makrofajlar virüslerin vücudumuzda çoğalması ile birlikte sayıca artacaklardır. Fakat virüs sayısı aşırı derece çoğalmış ise beyaz kan hücrelerimiz artık etki etmemeye başlayacak ve başka bir makrofajdan yardım isteyecektir böylece vücudumuzun bağışıklık sistemi kendini korumaya alır ve antikor (karaciğerde üretilen bir protein) üretimi başlar. Vücudumuzda bulunan yaklaşık 37 triyon hücre savaşmaya başlayacaktır. Ayrıca burada belirtmem gerekir ki her virüs her hücre tipini enfekte edemez. Şu anda yakalanmamak için uğraştığımız covid-19 virüsünden örnek vermek gerekirse sars cov2 virüsü sadece akciğerlerimizdeki ACE-2 reseptörlerin  bağlanabilirler veya ebola virüsü TIM-1 adı verilen  reseptöre bağlanabilir bu reseptör  nefes yollarını kaplayan epitel dokularda, ağız mukozasında ve gözlerde bulunur.Yani virüsler konakçı hücreye özgüldür diyebiliriz.Virüslerin evrimleşme ve mutasyon yetenekleri de vardır. İşte en büyük tehlikede budur aslında. Eğer virüsün bağlanacağı reseptör iki farklı türdeki hücrede bulunuyorsa (örneğin insan ve maymun) her ikisine de bu virüs rahatlıkla tutunabilir.Peki virüslerin önüne geçmek için ne yapmalıyız? Buna yine şu an içinde bulunduğumuz durumdan örnek vermek  gerekirse Dünya Sağlık Örgütü yöneticisi, coronavirüs ortaya çıktığı zaman belirtti ki bu salgın ile başa çıkılmasının en önemli yolu test. PCR (antijen testi) hasta insanları tespit edebilecek.  PCR ile ölçülemeyen fakat yine de hasta olmuş insanlarda olabilir. İyileşen insanlar ise artık bağışıklık kazanacak ve covid-19 antijenine karşı antikor taşımış olacak. İzolasyona dikkat edilmezse bu enfeksiyon yayılacaktır. Virüs temastan güç almaktadır.  Ayrıca her virüs vücudumuza girdiğinde tanı konulamayabilir covid-19’da da meydana geldiği  gibi. Peki normal hayata dönüş için ne yapılmalı? Antijen değil antikor testi yapmak daha önemlidir. Yani hastalık taşıyor muyum yoksa taşımıyor muyum yerine ben bu hastalığı geçirdim mi sorusunun cevabını bilmek daha verimli olacaktır.

 

VİRAL HASTALIK TEDAVİSİNDE ANTİBİYOTİKLER KULLANILIR MI?

Antibiyotikler viral hastalıkları tedavi etmede etkili değildirler. Bunu çağrışım yaparak açıklamak gerekirse A,T,G,C. Hepsi birer nükleotit. Fakat hepsi ayrı ayrı iken bir anlamları pek yok değil mi? Ancak bu nükleotitlerin yüksek sayılarda birleşmesi ile DNA dizilimi oluşur. Ki bu da canlılığın en temel şartıdır. Burdaki bir araya gelmemiş  nükleotitlerimiz virüsler olsun. (bir araya gelip fonksiyonellik kazanmaları canlı vücudunda yani konakçı hücrede gerçekleşir).Bir de böcek düşünelim bu böceğimiz de bakteri olsun. Ben böcek ilacını böceğin üstüne sıkarsam istediğim sonucu alırım değil mi? Yani böcek ilacı vasıtası ile böceği öldürebilirim. Fakat böcek ilacını nükleotitler üstüne sıktığınızı düşünün. Peki herhangi bir etki yaratır mı sizce bu durum? Yani demek istediğim bakteriler üzerinde antibiyotikler oldukça etkilidir. Fakat virüslere hiç etki etmezler. Vİral hastalıklar için antiviral ilaçlar kullanmak doğru bir tercih olacaktır. Fakat hiçbir ilaç virüsleri yok edemez. Eğer belli bir virüs türüne karşı vücutta antikor mevcut ise bağışıklık kazanılmış olur. Vücudumuz eğer antijeni tanıyan antikor üretmeye başladı ise bu savaşı biz kazanmışız demektir. Virüslere aşılar etki eder. Vücut, virüslerle kendi usulü ile savaşır. Günümüzde gereksiz antibiyotik kullanımı ile karşı karşıyayız. Dünya Sağlık Örgütü kullanılan antibiyotiklerin yarısının gereksiz olduğuna dikkat çekmiştir. Bu gereksiz antibiyotik kullanımı antibiyotik direncine neden olmaktadır. 18 Kasım 2007 yılında Avrupa’da başlatılan “Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü”nden haberiniz var mıydı?

KANSER TEDAVİSİNDE VİRÜS

Virüslerin genel olarak kötü özelliklerinden bahsettik fakat şimdi okuyacağınız bilgi sizleri şaşırtabilir.KANSER TEDAVİSİNDE KULLANILAN VİRÜS BULUNDU! Kanser hastalığının tedavisi tamamen bulunmuş değil. Kemoterapi ya da ameliyat gibi tedavi yollarına başvurulsa da kanseri tamamen yok etmek mümkün değildi. Fakat Avustralya merkezli bir şirket tüm kanser türlerini tedavi edebilecek kapasitede olan bir virüs geliştirdiklerini duyurdu. Şirket kanser hücrelerini yok eden bir tür karma aşı ürettiğini bildirdi. Daha klinik olarak denenmeyen virüsün, bir petri kabındaki tüm kanser hücrelerini öldürdüğü gözlemlendi. Her  kanser türünü  iyileştirebileceği  varsayılan bu virüsü üreten Amerikalı Profesör Yuman Fong; virüse “cow-pox” adını vermiştir.  Ayrıca bu virüs farelerdeki tümör hücrelerini de küçültmeyi başarabilmiştir.

EK BİLGİ: İlk keşfedilen virüs: Tütün mozaik virüsü (tobacco mosaic V, TMV)(Martinus Beijerinck 1898)

KAYNAKÇA

https://www.osapublishing.org/ome/fulltext.cfm?uri=ome-6-4-1217&id=338273

https://www.youtube.com/watch?v=-UWNUb2wxE0

https://tr.wikipedia.org/wiki/Bakteri

https://micro.magnet.fsu.edu/cells/virus.html

https://www.cnnturk.com/saglik/tum-kanser-turlerini-tedavi-edecek-virus-bulundu

 

Özge Özçelik

Bilimografya Gençlik Platformu'nun kurucularından biridir. TOBB Ekonomi Ve Teknoloji Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği'nde lisans eğitimi gören Özge ÖZÇELİK aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sağlık Yönetimi lisans eğitimini sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir